TCK 216 Hakkında

Gazeteci Hakan Aygün TCK 216 “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” kapsamında göz altına alındı ve tutuklandı. Aygün ne demiş, İnternetten araştırıp okuyabilirsiniz. Burada konu edilen cümleleri zikrederek özgürlüğümü tehlikeye atmak istemiyorum.

Okumaya devam et “TCK 216 Hakkında”

Verilere şu an erişemeyeceksek ne zaman erişeceğiz?

Cüneyt Özdemir canlı yayında Prof. Dr. Necmettin Ünal’a soruyor. Türkiye’de 17.000 ventilatör var. Bu sayı yeterli mi? Necmettin hoca açık bir şekilde “bilmiyorum” diyor. “Veriler açık değil, analiz edip model oluşturabilecek bilgi elimizde yok”.

Bakanlığın paylaştığı veri 1 adet JPG dosyası. Üzerinde çalışıp analiz yapabilecek, işe yarar bir model ortaya koyabilecek, buna göre yapılacak projeksiyon ile karar verebilecek durumda olamıyoruz. Açık Bilim, Açık Veri, Açık Erişim, Açık Eğitim sadece akademinin sorunu değildir.

Tüm vatandaşların öncelikli sorunudur ve dünya halklarına karşı da sorumluluğumuzdur. #ŞeffafBilgi ve #AçıkVeri demokrasinin temel taşıdır ve bilgiye erişim en temel haklardan biri olmalıdır. Odalar, STK’lar ve bilim insanları verilere şu an erişemeyecekse, ne zaman erişecek?

Yükseköğretim Kurumları Dersleri Platformu Açıldı

https://yokdersleri.yok.gov.tr/

YÖK 27 Mart 2020 tarihinde yaptığı bir duyuru ile Yükseköğretim Kurumları Dersleri Platformu adlı bir portalı yayına açtı. Bu portalda şu an Türkiye’de açık öğretim fakültesi bulunan üç üniversitenin dersleri ile birlikte Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden dersler yer alıyor. Portala hızlıca bir göz atma fırsatım oldu. Bu yazıda özellikle telif hakları açısından açık lisansların kullanılması ile ilgili bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Okumaya devam et “Yükseköğretim Kurumları Dersleri Platformu Açıldı”

Koronavirüs ile Mücadelede Açık Veri Şart

İtalya, Fransa ve İspanya’dan iyi haberler gelmiyor. Her üç ülkedeki doktorlar da önlemlerin alınmasının gecikmesinden yakınıyor ve bu konuda dikkatli olunmasını tavsiye ediyor. Türkiye’de halen yeterli sayıda test yap(a)mıyoruz, vakalar ile ilgili bilgi akışı şeffaf değil.

Hangi şehirde, hangi ilçede durum nedir bunu bilmiyoruz, bu veriler anonimleştirilerek #AçıkVeri olarak sunulmalı. Tabip Odaları, Eczacılar Birliği, Siyasi Partiler bu verilere ulaşabilmeli ve öneriler getirmeli, politika geliştirilmesine yardımcı olmalı.

Ortak akıl ile hareket etmemiz gereken bir dönemde sis içinde yön bulmaya çalışıyormuşuz gibi hissediyorum vatandaş olarak. Birçok kişinin olayın ciddiyetini anlayamamış olmasının nedeni bu diye düşünüyorum.

56. Kütüphane Haftası Bence Böyle Kutlanmalı

Yıllar sonra Kütüphane Haftası Türk Kütüphaneciler Derneğinin ve Kültür Bakanlığının ortaklaşa düzenleyeceği etkinlikler ile kutlanacaktı. Maalesef #Korona‘dan bu anlamlı buluşma da nasibini aldı. Hafta etkinlikleri iptal edilmiş olsa da bu hiçbir şey yapmayacağız demek mi?

İptal edilen Kütüphane Haftası süresince belirlenmiş tema çerçevesinde kişisel ve kurumsal güncelerde yazılar yazılabilir, canlı ve kaydedilmiş videolar yayınlanabilir, podcastler dinleyiciler ile buluşabilir. Bence çok da güzel olur.

Çevrimiçi ortama iyice alıştığımız bu günlerde herkes elinden geldiği kadarıyla “Şehir Kültürü ve Kütüphaneler” temasına uyan (ya da uymayan) içeriklerle #Kütüphane2020 etiketi altında 30 Mart- 05 Nisan 2020 tarihleri arasında paylaşımda bulunsun. Bence buna ihtiyacımız var 🙂

“Eski MEB” çevrimiçi, “Yeni YÖK” çevrimdışı!

Fırsat eşitliğini bozabileceği kaygısı ile YÖK çevrimiçi derslerin yapılmamasını istiyor. MEB ise ikinci haftadan itibaren çevrimiçi öğrenme ile devam edileceğini açıklıyor. Normalde tam tersi olur diye bekliyor insan değil mi?

Uzaktan eğitim ve e-öğrenme uzun yıllar boyu Türkiye’de yüksek öğretimde kullanıldı. Yüz-yüze dersler ile birlikte de uygulandı. Ters-yüz edilmiş sınıflar, harmanlanmış öğrenme yöntemi halen kullanılmaya devam ediyor üniversitelerimizde.

YÖK, son yıllarda kendini YENİ YÖK olarak tanımlıyor. Bakış açısında farklılıklar olduğunu dile getiriyor. Ben böyle olağanüstü bir durum için eğitimin devam edeceği bir senaryo hazırlamasını beklerdim YENİ YÖK’ten. Ancak bunun tam tersini yaparak çevrimiçi ders yapılmayacak dedi.

Uzaktan eğitimin mutlaka etkileşimli yapılması gerekmiyor; çok farklı teknikler ve araçlar var. Neredeyse 20 yıldır bu işin içinde aktif olarak yer alıyorum. Her yapıdaki üniversite için farklı bir senaryo bile hazırlanabilir(di), çözüm üretebilir(di).

YENİ YÖK bu planlamayı görece çok az kaynakla yapabilirdi. Şimdiki gibi bir salgın hastalık ya da yaşanabilecek bir doğal afet sonrası yüksek öğretimin devamını sağlayabilirdi. İnternet ile yaşadığımız topyekün dönüşümün bu aşamada kullanılmamasını anlamak mümkün değil.

Halen geç değil, vizyonu olan, teknolojiyi takip eden, uzaktan eğitimi ve e-öğrenmeyi her yönü ile anlamış ve hazmetmiş bir ekip Türkiye’deki yüksek öğretim sürecini önemli ölçüde rahatlatacak kararlar alabilir. Yıllardır bu işi yapan kurumlarımız var; onlar model alınabilir(di)!

Tutuklu Yargılama Şart mı?

“Tutuklu yargılanma” ile ilgili ciddi bir hak ihlali var. Özellikle gazetecilerin tutuklu yargılanma kararlarında suçu kesinleşmeden peşinen cezalandırılma söz konusu olmaya başladı. Bunu kumpas davalarında da gördük. Onlarca kişi yıllarca yattıktan sonra beraat etti.

İfade vermeye kendisi gelen, yaşadığı ve çalıştığı yer belli olan kişiyi adli takip altına alıp yurtdışı çıkış yasağı koyulması neden yeterli gelmiyor. Özellikle yapılan bir haberin ardından zaten kayıtlı bir mecrada olan delilleri karartmak nasıl mümkün olabilir.

Gazetecilik suç değildir, tutuklu yargılanmayı gerektirecek bir suç hiç değildir. Tüm basın emekçilerine özgürlük ve adalet diliyorum. Demokrasi ve hukuk hepimiz için olmalı..!

Yıl Olmuş 2020

Türkçe’de kullandığımız bazı klişeleşmiş cümleler var; eğitim şart, yıl olmuş …. vb. Ancak bu sefer yıl gerçekten 2020 oldu. Birçok akademik etkinlikte ve projede 2020 ile ilgili birçok kestirim yapıldı ve hedefler konuldu; o zamanlar uzak gibi gelen bu yılın artık içindeyiz.

Ben yuvarlak ve birbirini tekrar eden rakamları severim. 2018 ve 2019 benim için zaten zor geçen yıllardı, bittikleri için içimde en ufak bir üzüntü ya da özlem yok. 2020’ye yazılışından kaynaklanan bir sempati de besliyorum. Bu yılın iyi bir yıl olacağı ile ilgili güçlü bir his var içimde, umarım doğru çıkar.

Madem bu yılı “sempatik” buluyorum o zaman yarım kalmış projelerin bittiği ve ötelenmiş işlere başlandığı bir yıl olsun. Bu bağlamda yılın ilk günü bu konuda bir blog yazısı yazarak en azından kendimi aşağıda bahsedeceğim konularla ilgili bir yükümlülüğün altına da sokayım.

Okumaya devam et “Yıl Olmuş 2020”

Kitap: A Quite Revolution

Creative Commons (CC) lisansı ile yayınlanmış olan beğendiğim kitapları (Made without Creative Commons, OER Training Workbook vb.) daha önce de buradan paylaşmıştım. Bu kitaplar benim de yazmış olduğum rehber niteliğindeki kitapları CC lisansı ile paylaşmama ilham vermişti (bkz: Mobil Programlamaya Giriş). İşte içindeki hikayeler ile ilham verecek kitaplardan biri daha karşınızda: A Quite Revolution / Bir Sessiz Devrim.

Okumaya devam et “Kitap: A Quite Revolution”

Türkiye neden bu kadar yalnız?

Körfez Savaşını sanırım herkes hatırlıyordur. Demokrasi ve özgürlük getireceğini idda eden ABD, Irak’ın önce Kuveyt’e girmesine izin verdi, sonra da bunu bahane ederek Irak’ı işgal etti.

ABD, Türkiye’nin Suriye topraklarında gerçekleştirdiği operasyonları bahane ederek yine aynı şeyi yapabilir mi? Şu an için fiili bir saldırı tehdidinde bulunmuyorsa bile ekonomik olarak sürekli tehdit etmekten geri kalmıyor. Son yıllarda ülkemizin yaşadığı en zor durumlardan biri olarak kabul edebiliriz Suriye denklemini.

Okumaya devam et “Türkiye neden bu kadar yalnız?”