Dünya Bisiklet Günü

Her yıl 3 Haziran’ı “Dünya Bisiklet Günü” olarak kutlamaya başladık. Geçmişi çok eskilere dayanmayan bir kutlama. 2018 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun aldığı karar sonrası ilan edilen “Dünya Bisiklet Günü” tahmin edebileceğiniz gibi son dakika organizasyonları, göstermelik etkinlikler ve birkaç adanmış kişi ya da grubun bireysel çabası ile gündemde yer bulmaya çalışıyor. Oysa bisiklet ve çevresinde gelişen koskocaman bir yaşam tarzı, hayata bir akış açısı var. Tek bir güne değil tüm yıla yayılması gereken çalışmalar diğer “özel” günlerde olduğu gibi baştan savılıyor.

Karamsar bir tablo çizmek istemiyorum aslında, dün yüz yüze ve çevrim içi diyalog kurduğum herkesin bisiklet gününü kutladım. Farkındalık sağlayabilmek açısından da faydası olduğunu düşünüyorum ancak özellikle şehir içinde bisikletli ulaşım için yapılabilecek onlarca düzenleme varken, yıllar ve yıllar geçmesine rağmen, çok az şey yapılıyor oluşu ya da çok yavaş yol alıyor olmamız sanırım beni çok üzüyor.

Ben 44, oğlum 11 yaşında ve biz birlikte, güvenli bir şekilde evimizden 1 km dahi uzağa bisikletle gidemiyoruz. 11 yaşında insan bence bisikletten hiç inmemeli; ben o yaşlardayken öyleydi. Pinokyo marka bisikletim vücudumun bir parçası gibiydi. Emek mahallesi, Ankara’da tüm gün o bisikletin üzerinde, top oynamaya, su içmeye, yemek yemeğe bisiklet ile gider, ancak uyumak için eve girdiğim zaman bisikletten inerdim. O yıllarda ne bisiklet yolu vardı, ne bisikleti bağlayacak bir park yeri (bisiklet kilidimiz de yoktu zaten) ne de bisiklet ile ilgili farkındalık sağlamaya çalışan STK’lar. Ancak o yıllarda mahalle içinde trafik yoktu. Hafta başı yola kurduğunuz tek taştan kaleler hafta boyunca olduğu yerde kalırdı. Tek-tük yoldan geçecek arabalar inanır mısınız bilmem ama o anki pozisyonun (frikik, penaltı vb.) bitmesini bekler, sahadan (her yol aslında bir oyun sahasıydı) öyle geçerdi. Bunları yitirdiğimiz aklıma geldikçe ve bu ortamı evlatlarımıza yeniden sunamayacağımız gerçeği bir tokat gibi suratımda patlayınca iyimser olabilmek de mümkün olmuyor haliyle.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da yapımı devam eden bisiklet yollarının ilk etap çalışmalarını görmek üzere Maraşel Fevzi Çakmak Caddesine gittim. Bisiklet yolunun fotoğraflarını ve videosunu çektim. Ardından izlenimlerimi sosyal medyadan paylaştım.

Çalışmaların bu etabının sonuna yaklaşılıyordu. Mevcut yolu dubalarla bölmeden, yaya yolundan çalmadan ayrı bir şerit kullanarak hazırlanan bu bisiklet yolu gerçekten umutları yeşertiyordu. Ancak her iyi uygulamanın bir şekilde cezalandırıldığı ülkemizde bu çalışmanın sekteye uğraması da çok sürmedi. Geçtiğimiz hafta belki aylardır yapılan çalışmalar bir günde, evet yanlış duymadınız sadece bir günde eski haline getirildi.

Maraşel Fevzi Çakmak caddesinin bisiklet yolu yapılacak bölümünü bilmeyenler için kısaca anlatayım. Aşağıdaki videodan izleyerek de fikir sahibi olabilirsiniz. Bu caddenin başlangıç tarafı Anıtkabir’e paralel olarak ilerlemekte. Yolun önemli bir kısmı bu şekilde devam ediyor. Bisiklet yolunun yapıldığı şerit motorlu taşıtların park ettiği bir şerit. Ancak burada değil aracı park etmek, duraklama yapmak bile yasak. Arabalar buraya sürekli park eder ve Trafik polisleri de buradan arabaları sürekli çeker. Özellikle Başkent Üniversitesi Hastenesine gelip arabasını buraya park eden birçok kişi, hastane çıkışı araçlarını Taurus AVM’nin karşısındaki emniyetin otoparkından 300 – 400 TL karşılığında teslim alır! Normalde 3 şerit olan bu yol (sadece gidiş, karşıda da üç şerit geliş var) araçların park etmesinden dolayı hali hazırda 2 şerit olarak kullanılmaktadır. Araçların kural dışı olarak işgal ettikleri bu şeridin bisiklet yolu olmasına (söylenenlere göre) bölgede yaşayan bazı kişiler ve yolun devamındaki DSP genel merkezi, şöförler odası ve 2-3 esnaf karşı çıkmaktaymış. Buna ek olarak yapılacak bordür ve ceplerle ilgili daraltılacak şeritten dolayı da Trafik Şube bu çalışmayı riskli bulmuş. Şeritler daralır ve kaza olursa sorumlusu kim olacakmış? Şehrin göbeği sayılabilecek ve yaya trafiği de yoğun olan bir yolda araçlar 90 ile giderse tabii ki kaza kaçınılmaz olur. Bu gerekçelerle buradaki bisiklet yolu çalışması durduruldu, yol o kadar emeğe karşı eski haline getirildi. Şimdi önceki plandan (ayrıntılara https://bisiklet.ego.gov.tr/ adresinden göz atabilirsiniz.) farklı olarak araç ve bisiklet yolu arasındaki ağaçlandırma çalışmaları devreden çıkarılacak ve bisiklet yolu sil baştan yeniden yapılacak. Şehir içi hız sınırlamalarına uyulsa yeterli gelebilecek şerit genişliği, sorumluluk almaktan kaçan bürokratlar yüzünden emeklerin heba edilmesi ve kısıtlı kaynakların boş yere harcanması ile sonuçlanıyor.

Yukarıda genel hatları ile değindiğim Ankara’daki bisiklet yolu çalışmalarının bu sadece küçücük bir bölümü. İlk bölümü 54 km olarak planlanan bisiklet yolu projesi bu şekilde ilerlediğinde ömrümüz bunun tamamlanmasına yeter mi? Hem de bu işi gerçekten sahiplenen bir başkan büyükşehir belediyesinin başındayken. Bir yönetim değişikliğinde bu çalışmalara sahip çıkılmama riski her zaman var.

Bisiklet yolu çalışmaları bu hafta yeniden başlıyor. 3 Haziran’da belki bisiklet yolunun ilk bölümünü hizmete açıp verdiği sözün arkasında durduğunu göstermek isteyen Başkan Mansur Yavaş ve ekibi de hayal kırılığına uğramıştır ve üzülmüştür (ben samimi olduklarına ve çok gayret gösterdiklerini inanıyorum). Uzun ve zorlu bir süreç bizleri bekliyor, zaten hiçbir zaman da kolay olmadı bu işler. Şehirlerde yaşayan bizler hayata bakışımızı değiştirmediğimiz sürece, konfor alanlarımızı (bu arada bence bisiklet kullanmak araba ile yaşamaktan çok daha konforlu) birlikte yaşama kültürüne göre yeniden gözden geçirmedikçe kolay da olmayacak.

Ben evimden işime, anama, dostuma, parka, bahçeye ailem ile birlikte güvenle ve sağlıklı bir şekilde bisikletim ile gidebilmek istiyorum. Bunu bir lütuf olarak değil bir hak olarak görüyorum.

Güzel günler görebilmek dileğiye…

Bir Cevap Yazın